Sosyal Ağ Sağlayıcı Kimdir ?

Sosyal Ağ Sağlayıcı Kimdir ?

Sosyal Ağ Sağlayıcı, sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses, konum gibi verileri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan gerçek veya tüzel kişileri ifade eder.

Facebook, Twitter gibi günlük ziyaretçi sayısı Bir milyon üzerinde olan sosyal ağ platformları bu kapsamda sosyal ağ sağlayıcı olarak kabul edilecek ve kanunun getirdiği yükümlülükleri yerine getirmekle mükellef hale geleceklerdir. İlgili yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde sosyal ağın bant genişliğinin daraltılması ve Yüz Bin Türk Lirasından Beş Milyon Türk Lirasına kadar değişen çeşitli idari para cezalarının uygulanması kararlaştırılmaktadır.

5651 sayılı Kanun’da Sosyal Ağ Sağlayıcı

Henüz teklif aşamasında olan yasa değişikliğine göre 5651 Sayılı Kanun’a Sosyal Ağ Sağlayıcı kavramının dahil edilmesi ve bununla ilgili olarak Ek 3. maddenin yürürlüğe konulması düşünülmektedir. Bu düzenlemeye göre Türkiye’den erişimi günlük 1 milyonun üzerinde olan sosyal ağ sağlayıcılarının Türkiye’de adli ve idari mercilerin muhatap olacağı bir temsilci istihdam ederek, bu temsilcilerin bilgilerini sitelerinde yayınlamaları gerektiği bildirilmektedir. Bu temsilci aynı zamanda kişilerin 5651 sayılı kanun kapsamındaki başvurularını da karşılamakla görevli olacak; bu hükme uymayan sosyal ağ sağlayıcısının bant genişliğinin daraltılması için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından Sulh Ceza Hakimleri’ne başvurulabilecek.

5651 sayılı Kanun’un 9 ve 9/A maddeleri uyarınca özel hayatın gizliliği ve kişilik haklarının ihlali sebebiyle kişilerin sosyal ağ sağlayıcısına yapacağı başvuruların gereğinin 72 saat içerisinde yerine getirilmesi zorunluluğu da kanun teklifi ile öngörülmekte. Ayrıca kanun kapsamına giren sosyal ağ sağlayıcılarının Türkiye’deki kişilerin kişisel verilerini Türkiye’deki veritabanlarında barındırma şartı da değişiklik metnine eklenmiş durumda. Kanun getirdiği düzenlemelere uymayan sosyal ağ sağlayıcılarına Yüz Bin Türk lirasından Beş Milyon Türk lirasına kadar değişen para cezaları öngörülmekte.

sosyal ağ sağlayıcısı

EK MADDE 4- (1) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, Kurum, Birlik, adli veya idari makamlarca gönderilecek tebligat, bildirim veya taleplerin gereğinin yerine getirilmesi ve kişiler tarafından bu Kanun kapsamında yapılacak başvuruların cevaplandırılması için yetkili en az bir kişiyi Türkiye’de temsilci olarak belirlemek ve bu kişinin kimlik ve iletişim bilgilerini Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Sosyal ağ sağlayıcı bu kişinin iletişim bilgilerine kolayca görülebilecek ve doğrudan erişilebilir bir şekilde internet sitesinde yer verir.

(2) Birinci fıkrada düzenlenen temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcıya, Kurum tarafından bildirimde bulunulur. Bildirimden itibaren otuz gün içerisinde temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde elli oranında daraltılması için Kurum tarafından sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Bu kararın uygulanmasından itibaren otuz gün içerisinde söz konusu temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde doksanbeş oranında daraltılması için Kurum tarafından sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere Kuruma gönderilir.  Kararların gereği, bildirimden itibaren derhâl ve en geç dört saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilir. Temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmesi halinde karar kendiliğinden hükümsüz kalır.

(3) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, bu Kanunun 9 ve 9/A maddeleri kapsamındaki içeriklere yönelik olarak kişiler tarafından yapılacak başvurulara, başvurudan itibaren en geç 72 saat içinde cevap vermekle yükümlüdür.

(4) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, kendisine bildirilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararlarının uygulanmasına ve üçüncü fıkra kapsamındaki başvurulara ilişkin istatistiksel ve kategorik bilgileri içeren raporları üç aylık dönemlerle Kuruma bildirir.

(5) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, Türkiye’deki kullanıcıların verilerini Türkiye’de barındırmakla yükümlüdür.

(6) Bu maddenin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcıya yüz bin Türk lirasından bir milyon Türk lirasına kadar, dördüncü veya beşinci fıkrasındaki yükümlülüğü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcıya, bir milyon Türk lirasından beş milyon Türk lirasına kadar Başkan tarafından idari para cezası uygulanır.

(7) Hukuka aykırılığı hâkim veya mahkeme kararı ile tespit edilen içeriğin sosyal ağ sağlayıcıya bildirilmesi durumunda, bildirime rağmen 24 saat içinde içeriği çıkarmayan veya içeriğe erişimi engellemeyen sosyal ağ sağlayıcı, doğan zararların tazmin edilmesinden sorumludur.

(8) Bu maddenin uygulanmasında sosyal ağ sağlayıcının yükümlülükleri, içerik veya yer sağlayıcısı olmasından doğan sorumluluk ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.

(9) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından düzenlenir.”

konkordato

Konkordato Şartları ve İşleyişi

Kanunlarımızda 1930’lu yıllardan beri mevcut olan ancak uygulamaya 2018 yılında başlayan bir hukuki düzenleme olan konkordatonun genel itibariyle ne olduğu, sürecin nasıl işlediği ve bu sistem ile neyin amaçlandığını yazımızda ele aldık. Konuyla ilgili sorularınız bizlere iletişim kanallarımız vasıtasıyla iletebilirsiniz.

Konkordato Nedir ?

Konkordato borçlarını ödeyemeyen veya borçlarını ödeyememe tehlikesi altına giren borçluların, işletmelerinin devamını sağlamak ve borçlarını da yapılandırmak suretiyle ödeyebilmek için başvuracakları bir hukuki yoldur. Tüzel kişiler gibi gerçek kişiler de bu sürece tabi olabilir. Bizzat borçlunun kendisi tarafından Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurmak suretiyle talep edilebileceği gibi çok örneği görülmese de alacaklılar da borçlunun konkordatoya girmesini mahkemeden isteyebilir.

Konkordato için mahkemeden mühlet alan borçlu bu süreç içerisinde alacaklarını ödemek zorunluluğundan kurtulurlar. Çünkü kanun bu süreç içerisinde borçlu şirkete icra takibi gerçekleştirilemeyeceğini kabul etmiştir. Bunun istisnası işçi alacakları ve borcu rehinle temin edilmiş alacaklar için başlatılacak rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takiptir. Ancak bu süreçte rehinli malın muhafazası ve satışı da istenemez.

Ayrıca bu süreçte faizler de durur. Faizlerin durması alacaklıların aleyhine borçlunun ise lehine gibi gözükse de bu durum sürecin sonunda alacaklılarla yapılan anlaşmanın alacaklılarla kabulü ve mahkeme tarafından da tasdiki şartına bağlanmıştır. Eğer süreç sonunda alacaklılarla anlaşma yapılamaz ve konkordato tasdik edilmezse bu süreçte işlemediği düşünülen faizler de geçmişe dönük olarak işlemiş kabul edilecektir.

Faiz işlememe kuralının iki istisnası vardır. Bunlardan ilki işçi alacakları diğerleri ise rehinle temin edilmiş alacaklardır. Bunlara faiz işlemeye devam edeceğinden ve kural olarak konkordato anlaşmasından da etkilenmeyeceğinden bu alacaklılar anlaşma dışında tutulur ve az sonra anlatacağımız oylamaya da dahil edilmezler.

konkordato

Konuyla ilgili mevzuat hükümleri İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddelerinde, Konkordato Komiserliği ve Alacaklılar Kuruluna Dair Yönetmelik, Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik’te yer almaktadır.

İflastan Farkı Nedir ?

İflasta borca batık olan borçlu iflas kararı ile birlikte artık tasfiye sürecine girer, yani bu süreçte müflisin tüm malvarlıklarının satılarak borçluların alacaklarının karşılanması amaçlanır. Borçlu tasfiye sürecinde olduğundan tüzel kişiliği de sona erer ve idaresi iflas idaresine geçer. Bu noktadan sonra ancak bu tasfiyeye yönelik iş ve işlemler gerçekleştirebilir. Tasfiye tamamlandığında da artık şirketin herhangi bir hükmü kalmaz.

Konkordato halinde ise borçlu/şirket tasfiye edilmez, tüzel kişiliği de sona ermez. Borçlu şirket daha önce olduğu gibi iş ve işlemlerine devam eder. Ancak bu süreç içerisinde mahkeme şirketi denetlemek üzere 1 veya 3 tane konkordato komiseri atar. Bu komiserler şirketin hem faaliyetlerin denetler hem de alacaklılarla yapacağı ödeme anlaşması için zemin hazırlarlar.

Konkordato Şartları Nelerdir ?

Şirketin borçlarını ödeyemeyecek hale gelmesi veya ödeyememe riskinin doğması en önemli şartlardan biridir. Talebin kabul edilmesi için şirketin bu borçlarını ödemek için başarı şansı yüksek ve malvarlığı ile orantılı bir proje sunması gerekir. Ayrıca mevzuatta aranan şartları sağlayan bağımsız denetim kuruluşlarından makul güvence raporu alınması gerekir.

İki çeşidi vardır, bunlardan biri tenzilat konkordatosu diğeri ise vade konkordatosudur. Borçlu anlaşma kapsamında hem tenzilat hem de vade teklif edebilir. Örneğin borçlu, borçlarının %80’ini, 1 yıl ödemesiz dönem sonrası aylık eşit taksitlerle 3 yıl içerisinde ödeyeceği teklifinde bulunabilir.

Başvuruda mahkemeye sunulan ön projede borçlu bu teklifinin yanında süreç içerisinde şirketin ve işletmenin devamını nasıl sağlayacağını, borcunu temin etmek için hangi kaynakları kullanacağını, ne tür projelerinin bulunduğunu ortaya koması gerekir. Elbetteki bunların başarı şansını ve gerçekleşme ihtimalini hem mahkemenin atayacağı komiserler denetleyecek hem de alacaklılar ve mahkeme denetleyecektir.

Alacaklıların Durumu Nedir ?

Alacaklılar eğer işçi alacaklısı değilse veya alacakları rehinle temin edilmemişse bu süreçte borçluya karşı icra takibi başlatamayacaklardır. Onların yapması gereken şirketin mühlet içerisinde projesini hazırlayarak mahkemeye sunması ve alacaklılar toplantısının yapılmasını beklemektir. Bu süreçte komiserler alacaklılara bildirim yaparak alacaklarını bildirmelerini ihtar ederler.

Alacaklılar toplantısı komiserlerin başkanlığında ve borçlunun da hazır bulunduğu bir ortamda yapılır. Borçlunun projesi okunur ve alacaklıların oylamasına sunulur. Alacaklıların kabul etmediği teklif yürürlüğe giremez ve konkordato süreci nihayete erer. Kanunda aranan çoğunlukla alacaklılar bu projeyi kabul ederlerse mahkemenin tasdik süreci başlar. Mahkemenin tasdiki ile birlikte anlaşma yürürlüğe girer ve borçlu tarafından icra edilmeye başlar.

Ne Kadar Sürer ve Nasıl Sonuçlanır ?

Başvurudan itibaren kanunda öngörülmüş bir takım süreler vardır. Şirketin konkordato için gerekli belgeleri toplayıp mahkemece öngörülen gider avansını da depo ettikten sonra 3 aylık geçici mühlet verilir. Bu sürede komiserler inceleme yaparak mahkemeye ön projenin gerçekleşme ihtimali ve inandırıcılığı konusunda mahkemeye rapor verirler. Eğer bu sürenin yeterli olmadığı kanısına varılırsa mahkeme geçici mühlet 2 ay daha uzatılır.

Toplam 5 aylık sürecin sonucunda eğer mahkeme de projenin inandırıcılığı ve gerçekleşme ümidi bulunduğuna kanaat verirse borçluya 1 yıllık kesin mühlet verir. Bu mühlet esas itibariyle borçlunun hazırlanan proje konusunda alacaklılarla anlaşma yapması için tanınmış bir mühlettir. Zorunlu durumlarda bu süre de 6 ay daha uzatılabilir. Bu süreçte alacaklılar belirlenir, çekişmeli alacakların oylamaya katılıp katılamayacağı konusunda mahkeme karar verir ve alacaklılar toplantısı yapılarak bir sonuca varılır. Toplantı sonucunda mahkemenin tasdik aşamasına geçilir ki bu süreçte de mahkeme 6 aylık da ek süre kararı verebilmektedir.

Nihayetinde geçici mühlet, kesin mühlet ve tasdik süreci dahil anlaşma süresi toplam da 29 ayı bulabilmektedir. Artık mahkemenin tasdikinden sonra süreç borçlunun taahhüdüne uygun şekilde borçlarını ifa sürecidir. Ancak konkordato projesinin başarı şansının bulunmadığı kanaatine varılırsa hiç bu aşamalara gelinmeden daha erken dönemlerde de konkordato sonlandırılabilir.

Konkordato Komiserinin Görevi Nedir ?

Konkordato komiserleri en az 5 yıllık tecrübeye sahip ve bu konuda eğitim almış kişilerden oluşur. Mahkeme bir veya üç adet komiser atayabilmektedir. Eğer komiserler üç kişi olacaksa biri hukukçu, diğerleri mali müşavir ya da, bir hukukçu, bir mali müşavir, bir şirketin iştigal alanıyla ilgili mühendis de olabilmektedir.

Komiserler bu süreçte şirketin projesinin uygulanabilirliği ve başarı şansını denetleyip mahkemeye rapor ederler. Ayrıca şirketin yani borçlunun alacaklılarla toplantı yapması sürecini organize ederler. Komiserlere mesailerinin karşılığı olarak mahkemece takdir edilen bir ücret ödenmektedir. Bu ücretin ilk 5 ay için olan kısmı daha başvuru aşamasında borçlu tarafından depo edilmek mecburiyetindedir.

Alacaklılarla yapılacak anlaşmanın tasdiki ile birlikte komiserlerin de görevi sona erer. Bu aşamada mahkeme yapılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemek üzere bir kayyum atar. Bu kişi de komiserlerden bir tanesi olabilir.

Konkordato İlan Eden Şirketleri Nasıl Öğrenirim ?

Konkordato ilan eden şirketler hem Ticaret Sicil Gazetesi hem de Basın İlan Kurumu internet adresinde yayınlanmaktadır. Konkordato takip veya konkordato listesi gibi bunun haricinde bir yayın bulunmamaktadır. Konkordato ilanı haricinde süreçteki diğer ilanlar da, örneğin alacaklarının alacaklarını bildirmeye davet ilanı aynı şekilde ticaret sicil gazetesi ve basın ilan sitesinde yayınlanmaktadır.

Görüldüğü üzere konkordato aslında bir tasfiye işlemi değil borç yapılandırması sürecidir. Bu süreç devam ederken de borçlunun icra takibi tehdidinden geçici olarak kurtulup işletme faaliyetini devam ettirmesi amaçlanmıştır. Ancak süreç tamamen alacaklılar aleyhine de işlemez. Alacaklıları koruyan hükümler olduğu gibi, süreç sonunda yapılan anlaşma kapsamında alacaklarını bir miktar tenzilat veya vadelendirme ile alacaklarını da alabilmeleri amaçlanmaktadır.

iştirak nafakası

İştirak Nafakası Nedir Nasıl Belirlenir ?

İştirak nafakası, boşanma davasında tarafların müşterek çocuklarının geçim giderleri için velayeti kendisine verilmeyen eş aleyhine hükmedilen nafaka türüdür. Çocuk nafakası, katılım nafakası, eğitim nafakası şeklinde de halk arasında ifade edilen bu nafaka boşanma davası içerisinde talep edilebileceği gibi ayrı bir dava şeklinde talep edilebilmesi de mümkündür.

Velayet kendisine verilen eş lehine hükmedilen bu nafakanın genel itibariyle aylık olarak ödenmesine hükmedilmektedir. Nafakanın ödenmemesi halinde ise icra kanalıyla tahsili mümkündür. Geçmiş dönemlere ilişkin ödenemeyen nafakalarla ilgili olarak icra ceza mahkemesine suç duyurusunda bulunulması da mümkündür.

İştirak Nafakası Ne Kadar Belirlenir ?

Türk Medeni Kanunu‘nun 182. ve 183. maddesinde iştirak nakafasından bahsedilmektedir. Ancak burada nafakanın miktarı ile ilgili açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanun bunun takdirini durumun özelliklerine göre hakime bırakmıştır.

İştirak nafakasının belirli bir miktarı yoktur. “İştirak nafakası hesaplama” veya “maaşın yüzde kaçı gibi” sitemize gelen sorulara verebileceğimiz yanıt nafaka miktarının mahkemece tarafların ekonomik durumlarına ve müşterek çocuğun ihtiyaçlarına bakılarak karar verileceğidir.

Genel olarak diğer nafakaların miktarının belirlenmesindeki esaslar iştirak nafakası için de geçerlidir. Daha önceden sitemizde yayınladığımız yazıda nafakanın mahkeme tarafından nasıl belirlendiğine değinmiştik; o yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz: https://www.tabakhukuk.com/bosanmada-nafaka/

iştirak nafakası

İştirak Nafakası Ödenmezse Ne Olur ?

İştirak nafakasının ödenmemesi halinde öncelikle lehine nafaka hükmedilen eş geçmiş dönem nafakaların tahsili için icra takibi başlatabilir. Takibin kesinleşmesi ile birlikte nafakanın tahsili diğer alacakların tahsili gibi icra ve iflas hukuku kuralları kapsamında borçlu olan nafaka yükümlüsünden tahsil edilir.

Nafaka ödememin bir diğer boyutu ise cezai sorumluluktur. Yani nafaka yükümlülüğünün ihlali halinde alacaklı icra ceza mahkemesine şikayette bulunabilir. Mahkeme geçmiş dönem nafaka borçlarının ödenmediğini tespit eder ve nafaka yükümlüsü de bu süre içerisinde borcu ödemezse 3 aya kadar tazyik hapsi kararı verebilir.

Nafaka yükümlülüğünün ihlali halinde uygulanan hapis cezası ile ilgili olarak sitemizde daha önceden yazdığımız şu yazıyı da okumanızı tavsiye ederiz: https://www.tabakhukuk.com/nafaka-yukumlulugunun-ihlali/

Kaç Yaşına Kadar Ödenir ?

İştirak nafakası 18 yaşından küçük olan müşterek çocuklar için belirlenmektedir. Dolayısıyla nafaka yükümlüsünün iştirak nafakasını ödeme yükümlülüğü de müşterek çocuk 18 yaşına gelene kadar sürer ve çocuğun 18 yaşını doldurması ile kendiliğinden sona erer.

Eğer müşterek çocuk hayatını idame ettirebilmek adına ekonomik yardıma ihtiyaç duyuyorsa, örneğin eğitiminin devam etmesi ve henüz çalışmıyor olması buna örnek gösterilebilir, bu durumda kendisinin açacağı ayrı bir dava ile yardım nafakası talep etmesi mümkündür.

Hangi Durumlarda Ne Zaman Kesilir ?

İştirak nafakası yukarıdaki başlık altında da ifade edildiği şekilde müşterek çocuğun 18 yaşını doldurması ile birlikte kendiliğinden kesilmektedir. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu durumda çocuğun kendi açacağı dava ile yardım nafakası talep etmesi gündeme gelebilir.

Ancak mahkemenin nafakaya hükmettiği dönemdeki ekonomik şartların, yani tarafların ekonomik durumlarının değişmesi halinde iştirak nafakasının kaldırılmasının talep edilmesi mümkün olabilir.

İştirak Nafakasının Kaldırılması veya Arttırılması Talebi

Sitemize en çok gelen sorulardan bir tanesi de iştirak nafakası evlenince kesilir mi sorusudur. Velayet kendisine bırakılan eş yani iştirak nafakası alacaklısının evlenmesi tek başına iştirak nafakasının kaldırılması sebebi değildir. Eğer nafaka borçlusu diğer eşin evlenmesi ille artık nafakaya ihtiyacı kalmadığını iddia ediyorsa açacağı dava ile bu durumu ispat etmesi gerekir.

Tersi bir durum nafaka alacaklısının iştirak nafakası miktarının arttırılmasını istediği durum için de geçerlidir. Örneğin nafaka borçlusunun ekonomik olarak daha iyi duruma gelmesi ya da müşterek çocuğun ihtiyaçlarının artması gibi durumlarda açacağı dava ile iddiasını da ispatlayarak nafakanın arttırılmasını talep etmesi mümkündür.

İştirak nafakasının kaldırılması, azaltılması ya da arttırılması gibi davalar aile mahkemelerinde görülür. Bu tür davalar doğrudan çocuğun menfaatin ilgilendirdiğinden kanun tarafından kamu düzenine ilişkin hususlar arasında sayılır ve bu hususta arabulucuya başvurulması da mümkün değildir.

Eğer bu tür bir dava açmayı planlıyorsanız, davanızı iyi gerekçelendirmeniz ve talebinizin dayanağını oluşturacak ekonomik sebepleri iyi ortaya koymanız gerekir. Bunu yaparken de bir avukattan yardım almanız sizin için daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Örneğin nafaka ödemekle yükümlü olan bir kimsenin işten çıkartılması ancak buna mukabil velayeti kendisine bırakılan eşin başka bir kimse ile evlenmesi ve durumlarının da nafaka yükümlüsüne göre daha iyi olduğunun anlaşılması halinde dayanak belgeler toplanmalı ve delillerle birlikte mahkemeye başvurulmalıdır. Dayanaksız bir şekilde, gerekçelendirilmemiş talepler muhtemelen mahkemece reddedilecektir.

Konuyla ilgili yardım almak istiyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

taksitli satış sözleşmesi

Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçları

Kredi kartı aracılığı ile işlenen suçlar Türk Ceza Kanunu’nun “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı onuncu bölümünde yer alan 245. maddede düzenlenmiştir. Banka ve kredi kartının kötüye kullanılması başlıklı madde beş fıkradan oluşmakta, kredi kartı ile bağlantılı çeşitli fiillerin cezalandırılmasını öngörmektedir.

Kredi kartı ile bağlantılı bu suçlar kanunda temel anlamda üç kategori altında ele alınmıştır ve her biri için farklı ceza aralıkları düzenlenmiştir. Bunlardan ilki başkasına ait bir kredi kartının izinsiz kullanılması, ikincisi kredi kartı dolandırıcılığı suçu olarak da ifade edilen sahte kredi kartı üretilmesi, kopyalanması, satılması, devredilmesi, satın alınması, kabul edilmesi, üçüncüsü ise sahte olarak üretilen, kopyalanan kredi kartının kullanılmak suretiyle bir yarar elde edilmesidir.

kredi-kartinin-kotuye-kullanilmasi

Başkasına Ait Banka veya Kredi Kartını Kullanma

Türk Ceza Kanunu 245. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen suç, başkasına ait bir kredi kartının, rıza dahilinde veya rıza dışı elde edilmesi sonrası sahibinin bilgisi ve rızası dışında kullanılması neticesinde failin kendisine veya başkasına yarar sağlaması şeklinde gerçekleşmektedir. Bu suça basit anlamda kredi kartının kötüye kullanması suçu da denilmektedir.

Örneğin işverenin işçisine işle ilgili bir takım harcamalar yapması için verdiği kredi kartından işçinin işle ilgisi olmayan, kendi şahsi işleri ve ihtiyaçları için harcamalar yapması halinde bu fıkrada düzenlenen suç meydana gelecektir.

Diğer bir örnekte de örneğin bir kimsenin kredi kartının ön ve arka yüzündeki bilgilerin ele geçirilmesi sonucu bu bilgiler için internet üzerinden alışveriş yapılması ya da mail-order yöntemi ile harcama yapılması halinde yine fail bu fıkraya göre cezalandırılacaktır.

Bu fıkrada düzenlenen fiil için öngörülen cezai yaptırım üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Suçun cezası iki yılın üzerinde olduğundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması ya da hapis cezasının ertelenmesi söz konusu olamayacaktır.

Sahte Banka veya Kredi Kartı Üretme Satma Satın Alma

Kredi kartı kopyalama suçu veya kredi kartı dolandırıcılığı olarak da isimlendirilen bu suç ise aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilmek suretiyle sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, mevcut kredi kartının kopyalanması halinde bu kartı üreten, satan, satın alan, devreden, kabul eden cezalandırılacaktır.

Örneğin haberlerde de sıkça rastlanan ATM’lerin kart yerleştirme kısmına konan bir casus apart aracılığı ile kişilerin kredi kartı bilgilerinin elde edilerek kartın kopyalanması halinde maddenin 2. fıkrasına göre fail cezalandırılacaktır.

Bu fıkrada yer alan eylemlerin gerçekleştirilmesi halinde uygulanacak ceza kanunda üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası olarak düzenlenmiştir. Aynı şekilde ilk fıkradaki gibi bu durumda da hükmün açıklanmasının geri bırakılması yada hapis cezasının ertelenmesi mümkün değildir.

Sahte Banka veya Kredi Kartının Kullanılması

Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suç herhangi bir maddi menfaat elde etmeden sadece kartın sahte olarak üretilmesi ya da devredilmesini cezalandırırken, üçüncü fıkrada sahte olarak üretilen, kopyalanan kredi kartının kullanılması suretiyle artık bir maddi menfaatine meydana gelmesi halinde devreye girmekte ve bu durumda suçun cezası değişmektedir.

Örneğin bir kimsenin başkasına ait kredi kartını sahte olarak ürettikten sonra bu kartla alışveriş yapması halinde artık suçun cezası değişecek ve kanunda öngörüldüğü şekliyle dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası verilebilecektir.

Kişisel Cezasızlık Halleri

Eğer yukarıda bahsedilen suçlar aşağıda sayılan kişiler arasında gerçekleştirilmişse cezalandırma yoluna gidilmemektedir. Bu kişiler arasındaki yakın ilişki nedeniyle gerçekleştirilen eylem suç olmaktan çıkmaktadır.

  • Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden biri tarafından,
  • Üstsoy veya altsoy veya bu derecede kayın hısımlarından biri tarafından
  • evlat edinen veya evlâtlık tarafından
  • Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden biri tarafından

Etkin Pişmanlık Hükümleri

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasındaki fiiller bakımından etkin pişmanlık mümkün değildir ancak ilk fıkraya giren bir eylem yani sahte olmayan bir kartın sahibinin rızası dışında harcama yapılması halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkündür.

Etkin pişmanlık hükümleri mağdurun zararın karşılanması şartı ile cezanın belirli bir oranın indirilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Burada zararın giderim tarihi önemlidir, çünkü kanun soruşturma öncesi, soruşturma aşaması ya da sonrası için değişik indirim oranları öngörmüş bulunmaktadır.

Kredi Kartı Suçlarında Avukatın Rolü

Gerek kredi kartının kötüye kullanılması gerek kart kopyalanması açısından kredi kartı aracılığı ile işlenen suçlarda mağdur veya şüpheli açısından avukatın rolü ve katkısı çok önemlidir. Çünkü kredi kartı suçları teknik vasıtalar aracılığı ile işlendiğinden ve bankanın aracı rolünün bulunması nedeniyle soruşturma ve kovuşturmanın yani yargılamanın akıbeti bakımından teknik bir takım ayrıntılar önem arz etmektedir. Bu nedenle bu suçla ilgili mağdur, müşteki ya da şüpheli, sanık konumunda olanların avukat desteği almasını tavsiye etmekteyiz.

depremle-ilgili-yalan-haber-1

Depremle İlgili Yalan Haber Neşri

Türkiye, nüfusunun %70’den fazlası birinci ve ikinci derece deprem bölgesinde yaşayan bir deprem ülkesidir. Geçtiğimiz günlerde Marmara Denizi’nin Silivri Açıkları’nda gerçekleşen 5.7 şiddetindeki deprem ve artçıları, halkın ‘’Büyük İstanbul Depremi’’ hususundaki endişe ve korkularını arttırmıştır. Sosyal medyanın daha da etkinleşmesiyle beraber nereden geldiği belli olmayan provokatif veya yalan haberler çoğalmış; toplum nezdindeki huzursuzluk, endişe ve korkuları daha üst bir boyuta taşımıştır. İstanbul Valiliği’nin sosyal medyada depremle ilgili asılsız iddialarda bulunan, paylaşan ve dağıtanlarla ilgili soruşturma başlatıldığını açıklamasıyla beraber söz konusu haberlerin ceza hukuku bakımından incelenmesi zaruri hale gelmiştir.

depremle-ilgili-yalan-haber-1

5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu genel anlamda yalan haber neşrini suç olarak düzenlememiştir.  Ancak ve ancak; özel bazı durumların veya saiklerin bulunması halinde depremle ilgili yalan haber neşri cezalandırılabilecektir.

Kişilerin huzur ve sükununu bozma
Madde 123- (1) Sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

Genel anlamda yalan haber neşri suç olarak düzenlenmemiş olmakla beraber söz konusu fiil Yargıtay kararlarında hukuka ayrı bir davranış olarak tanımlanmıştır. Suçun maddi unsuru olan hukuka aykırı davranış, depremle ilgili yalan haber neşrinde somutlaşır. Ayrıca söz konusu madde, manevi unsur yönünden ‘’huzur ve sükunu bozmak’’ saikini aramaktadır. Depremle ilgili yalan haber neşrinin öznesi ancak ve ancak maksadının huzur ve sükunu bozmak olması halinde cezalandırılabilecektir. Failin tek bir fiille birden fazla kişiyi mağdur etmesi halinde ise farklı neviden fikri içtima hükümleri uygulama alanı bulacaktır; fakat şikayete tabi bir suç olması nedeniyle birden fazla kişinin şikayeti şarttır.

Örneğin; bir mesajlaşma uygulamasında bir ya da birden fazla kişiye sırf kişi ya da kişilerin huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla gerçekle örtüşmeyen bir şekilde  ‘’Antalya’da yarın 7,9 şiddetinde deprem bekleniyor’’ yazılması bu suçun kapsamına girecektir. Söz konusu haberin gerçekten inanılarak paylaşılıyor olması halinde ise bu suç kapsamının dışında kalacaktır. Çünkü saik unsuru eksik kalacaktır.

Savaşta yalan haber yayma
Madde 323- (1) Savaş sırasında kamunun endişe ve heyecan duymasına neden olacak veya halkın maneviyatını sarsacak veya düşman karşısında ülkenin direncini azaltacak şekilde asılsız veya abartılmış veya özel maksada dayalı havadis veya haber yayan veya nakleden veya temel milli yararlara zarar verebilecek herhangi bir faaliyette bulunan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

Söz konusu madde, özel bir durum olan savaş halinde yalan haber neşrini düzenlemiştir. Suçun maddi unsuru, asılsız veya abartılmış veya özel maksada dayalı havadis veya haber yayma veya nakletme veya temel milli yararlara zarar verebilecek herhangi bir faaliyette bulunmadır. Söz konusu suçun bir soyut tehlike suçu olması sebebiyle fiilin savaş sırasında kamunun endişe ve heyecan duymasına neden olacak veya halkın maneviyatını sarsacak veya düşman karşısında ülkenin direncini azaltacak nitelikte olması yeterlidir. Depremle ilgili yalan haber neşrinin bu nitelikte olup olmadığı somut olaya göre tespit edilecektir.

Örneğin; geçtiğimiz günlerde Marmara Denizi’ndeki 5,8’lik deprem sonrası sosyal medyada dolaşıma sokulan “Ben Ayça’nın abisiyim… Patron ben arama kurtarmada görev yapıyorum biliyorsun. Bu gece için uyarı yapıyorlar biliyorsun. İmkân varsa çok evlerde kalmayın. Asıl kırılması gereken 45 kilometrelik bir fay varmış. O dolmuş onu bekliyorlar. Haberin olsun, bir acil durum çantası yap. Giyecek içecek ne varsa; bu gece dışarıda kalın” şeklindeki ses kaydı savaş esnasında dolaşıma sokulmuş olsaydı bu suç kapsamına girecekti. Çünkü kamunun endişe ve heyecan duymasına neden olacak nitelikte bir haberdir. İstanbul’da birçok insan bu paylaşım sebebiyle geceyi sokaklarda geçirmiştir. Fakat mevcut durumda, Türkiye, herhangi bir savaş halinde olmadığı için söz konusu paylaşım sahibinin bu suç tipi üzerinden cezalandırılması mümkün değildir.

Fiyatları etkileme
Madde 237- (1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir. (2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza üçte biri oranında artırılır.

Suçun maddi unsuru, yalan haber veya havadis yayma veya sair hileli yollara başvurmadır. 1.fıkranın soyut tehlike suçu olması sebebiyle söz konusu fiilin işçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek nitelikte olması gerekir. Depremle ilgili yalan haber neşrinin bu nitelikte olup olmadığı somut olaya göre tespit edilecektir. Söz konusu suçta ayrıca saik unsuru da aranmaktadır. Bu saik ise işçi ücretlerinin veya besin veya mallarının değerlerinin artması ya da eksilmesidir. 2.fıkrada ise suçun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hali düzenlenmiştir. Söz konusu fiil sonucu besin veya malların değerlerinin veya işçi ücretlerinin artması ya da azalması aranmaktadır. Bu yönüyle tipik bir somut tehlike suçudur.

TCK’ da düzenlenen suçlar dışında Sermaye Piyasası Kanunu’nda da yalan haber neşri ile alakalı düzenlenen suç mevcuttur:

Piyasa dolandırıcılığı
MADDE 107 –
(2) (Değişik: 27/3/2015-6637/11 md.) Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayan ve bu suretle menfaat sağlayanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar

Suçun maddi unsuru; yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi vermek, söylenti çıkarmak, haber vermek, yorum yapmak veya rapor hazırlamak ya da bunları yaymak ve bu suretle menfaat sağlamaktır. Kanun koyucu, söz konusu suçun gerçekleşmesi için saik unsuru aramıştır: sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararının etkilemek. Depremle ilgili yalan haber neşrinin amacının sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek olması manevi unsur bakımından şarttır.

Yazar: MEHMET BATUHAN ÖZ

tenkis-davasi-1

Tenkis Davası ve Saklı Paylı Mirasçılar

Miras bırakanın sağlararası veya ölme bağlı tasarrufları ile (yani sağlığında devrettiği bir malvarlığı ya da düzenlediği bir vasiyetname ile) saklı paylı mirasçıların saklı paylarını ihlal etmesi halinde miras hukukundan doğan ve dayanağını Türk Medeni Kanunu’ndan alan tenkis davası açmak mümkündür.

Kural olarak miras bırakan mirası ile ilgili özgürce tasarrufta bulunabilir, bunun istisnası kanunun saklı pay yetkisi tanıdığı saklı paylı mirasçıların bu paylarının ihlal edilmemesidir. Eğer bu saklı paylar ihlal ediliyorsa artık miras bırakanın terekesi üzerindeki tasarrufu sınırlandırılır.

Davayı Kimler Kime Karşı Açabilir ?

Tenkis davası tüm mirasçılar tarafından değil ancak saklı paylı mirasçılar tarafından açılabilir. Saklı paylı mirasçıların kimler olduğunu Türk Medeni Kanunu açıklamıştır. Bununla ilgili aşağıdaki linki yer alan yazımıza göz atabilirsiniz:
https://www.tabakhukuk.com/miras-paylari/#Medeni_Kanunda_Sakli_Pay_Oranlari

Peki dava kime karşı açılır ? Tenkis davası mirasbırakanın lehine kazandırmada bulunduğu kişiye karşı açılır. Örneğin miras bırakanın vasiyetname düzenlemesi halinde bu vasiyet ile malvarlığını bıraktığı kişi veya kuruma karşı tenkis davası açılacaktır.

tenkis-davasi-1

Vasiyetnamenin İptali ve Tenkis Davası Terditli Açılır mı ?

Eğer saklı payı ihlal eden tasarruf bir vasiyetname ise ve bu vasiyetnamenin kanundaki şartlarına aykırılık bulunduğu düşünülüyorsa vasiyetnamenin iptali davası ile terditli olarak açılabilir.

Böyle bir durumda tenkis dava dilekçesi öncelikle vasiyetnamenin iptalini gerektiren gerekçelerin sıralanması ve mahkeme aksi kanaatte ise saklı payın ihlali sebebiyle tasarrufun tenkise tabi tutulması talebi ile hazırlanması gerekmektedir.

Yetkili ve Görevli Mahkeme ile Harç

Tenkis davası görevli mahkeme diğer miras hukukundan kaynaklanan davalarda olduğu gibi asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise miras bırakanın son ikamet ettiği yer mahkemesidir. Yani dava miras bırakanın son ikamet adresinin bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılacaktır.

Tenkis dava harç konusunda nispi harca tabi davalar arasındadır. Ancak tenkise tabi malvarlığının tamamı dava açılırken bilinemiyorsa belirsiz alacak davası olarak açılıp, beyan edilene harca esas değer üzerinden nispi harç yatırıldıktan sonra dava konusunun değeri yargılama sürecinde belirli hale geldiğinde harç ikmali yoluna gidilebilir.

Hak düşürücü süre ve Başlangıcı

Tenkis davası ancak miras bırakanın vefatı sonrası açılabilmektedir. Ayrıca kanunda bu dava için hak düşürücü süreler düzenlenmiş bulunmaktadır. Buna göre dava mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda vasiyetnamenin açılma tarihinden itibaren 10 yıl içerisinde açılması gerekmektedir.

Tenkis Davası İçin Avukatın Önemi

Miras hukuku genel itibariyle son derece teknik bir alan olduğundan ve miras hukukundan doğan çeşitli dava türleri bulunduğundan çoğu zaman nasıl bir yol izlenmesi gerektiği noktasında bir avukattan yardım alınması önem arz etmektedir. Bazen olayın mahiyetine göre terekenin tespiti, muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil, ortaklığın giderilmesi, tenkis gibi davalardan bir kaçını beraber ya da bir biri ardına açmak gerekebilmektedir.

Tenkis davası konusunda profesyonel bir destek almak istiyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

muris-muvazaasi

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil

Muris muvazaası miras bırakanın hileli hareketlerle mirasçılarının bir kısmı veya tamamından bağışlama yoluyla veya başka yöntemlerle mal kaçırması anlamına gelmektedir. Uygulamada çoğunlukla murisin muvazaa ile gayrimenkul devri yaparak mirastan mal kaçırma iradesi söz konusu olmakta ve bu da muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davasına konu olmaktadır.

Davanın Konusu Nedir ?

Miras bırakan sağlığında gayrimenkulünü mirasçılardan birini veya mirasçı olmayan bir kimseye tapuda devreder. Eğer yapılan bu devir tapuda satış olarak gösterilmiş olmakla birlikte esasen miras bırakanın niyeti gayrimenkulü bedelsiz olarak bağışlamak ise bu durum muvazaa olarak isimlendirilmektedir.

Tapuda satış olarak gösterilen işlem esasında bağıştır ve taraflar mirasçılardan mal kaçırma gayesiyle tapuda devir işlemini satış olarak göstermektedirler. Muvazaayı meydana getiren gizli işlemin yani tarafların gerçek iradesinin bağışlama olduğunun ispatlanması halinde ortada geçerli bir satış işlemi bulunmadığından dava yoluyla satış işleminin iptali ve tapu kaydının mirasçılar adına tescilinin sağlanması mümkün olabilmektedir.

muris-muvazaasi

Davayı Kim Açar ve Kime Karşı Açılır ?

Muris muvazaası davasını saklı paylı olsun veya olmasın yasal ve atanmış mirasçılar açabilmektedir. Mirasçıların tamamı veya bir kısmı bu davayı açabilirler. Örneğin miras bırakan gayrimenkulünü mirasçı olmayan birine muvazaalı şekilde devretmişse mirasçıların tamamı veya içlerinden biri bu davayı açabilecektir. Gayrimenkulü devralan kişinin aynı zamanda mirasçı olması halinde de aynı durum geçerlidir.

Davalı kişi ise gayrimenkulün tapu maliki olan ve muvazaalı olarak tapuyu devralmış olan kimsedir. Tapu iptal ve tescil davası murisin tapuyu devrettiği kişiden bu durumu bilerek devralan kötü niyetli üçüncü şahsa karşı da açılabilir ve böyle bir durumda kötü niyetin ispatlanması gerekir. Tapu maliki olmayan kişiye karşı tapu iptal ve tescil davası açılması halinde ise dava pasif husumet yokluğundan reddedilir.

Muvazaanın Yani Mirastan Mal Kaçırma İspatı

Miras bırakanın aslında satış değil de bağışlama niyetinde olduğunu ispatlamak çoğu zaman kolay değildir. Bunun için bir takım kriterler söz konusudur. Mahkemenin bu davayı kabul edebilmesi için miras bırakanın mirastan mal kaçırma amacıyla gayrimenkulünü bir başkasına ya da mirasçılardan birine bedelsiz olarak devrettiğinin ancak bunu gizlemek için de tapuda satış olarak gösterdiğini ortaya konulması gerekir. Bu noktada muvazaa iddiası her türlü delil ile ispatlanabilir.

Bu kanaatine ulaşmada devrin yapıldığı bölgedeki gelenek, görenek, örf ve adetler önemli bir kriterdir. Örneğin bazı bölgelerde kız çocuklara miras bırakmamak için erkek çocuklara miras bırakanın sağlığında malların devredilmesi söz konusu olabilmektedir. Mahkeme ayrıca dava konusu devir işlemi ile ilgili olarak tanıkları dinler. Tanıkların anlatımları, tarafların ailevi ilişkileri, hayatın olağan akışı mahkemenin kararını şekillendiren unsurlardır.

Dava konusu devir işlemine ilişkin tapu kayıtları, satış senedi ve ilgili belgeler de tapudan getirtilir. Tarafların ekonomik durumları ile davalının dava konusu gayrimenkulü satın alabilecek ekonomik durumunun olup olmadığı, satışta beyan edilen bedel ile gayrimenkulün gerçek değeri karşılaştırılır. Tüm bu verilerden mahkeme bir kanaate vararak muvazaanın ispatlandığı kanaatine ulaşırsa davanın kabulü ile tapunun iptaline karar verir.

Muris Muvazaası ile Tenkis Davası İlişkisi

Tenkis davası da bir miras davası türüdür. Ancak muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davasından farklı olarak tenkis davasını ancak saklı paylı mirasçılar açabilir. Ayrıca tenkis davasının kabulü için muvazaa şartı bulunmamaktadır.

Tenkis davasında saklı paylı mirasçılar muvazaa bulunsun ya da bulunmasın miras bırakanın tasarruflarının saklı paylarını ihlal ettiği ölçüde iptalini sağlamayı amaçlamaktadırlar. Bu davada Türk Medeni Kanunu‘nun 571. maddesine göre saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl olarak hak düşürücü süre öngörülmüşken muvazaa davasında böyle bir süre kısıtlaması yoktur.

Uygulamada muris muvazaası nedeniyle tapu iptal tescil mümkün olmazsa tenkis davası şeklinde terditli dava açılabildiği gibi her iki davanın ayrı ayrı açılması ve birleştirme kararı ile birlikte görülmesi de mümkün olabilmektedir. Durumun mahiyetine göre nasıl bir yol izleneceği hak ve zaman kaybı yaşamamak adına konusunda uzman bir avukata mutlaka danışılmalıdır.

Nerede ve Hangi Mahkemede Görülür ?

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davaları klasik anlamda miras davalarında olduğu gibi miras bırakanın vefaat etmeden önceki son ikametinin bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinde görülmez. Bu davalar genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülür.

Ayrıca tapulu bir taşınmaz söz konusu ise gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesi tapu iptal ve tescil davası bakımından yetkili mahkemedir. Dava konusu bir gayrimenkulün tapusunun iptali olduğundan burada kesin yetki kuralı söz konusudur ve dava başka bir yerde görülemez, mahkeme yetki kuralını resen dikkate alır.

Mahkeme Masrafları Nelerdir ?

Bu davalarda diğer hukuk davalarında olduğu gibi maktu başvuru harcı ve mahkemenin tebligat ve dosya masrafları için alacağı gider avansının yanında nispi karar ve ilam harcı alınmaktadır.

Dava açılırken gayrimenkulün değeri dava değeri olarak dava dilekçesinde belirtiler. Belirtilen değer mahkemece alınacak bilirkişi raporu ile tespit edilen gerçek değerin altında ise mahkemece eksik harç davacıya tamamlattırılır.

Dava açılırken beyan edilen gayrimenkul değeri üzerinden binde 68,31’in dörtte biri oranın peşin karar ve ilam harcı tahsil edilir. Davanın kabulü halinde ise bu bedel kalan dörtte üçü ile birlikte davalıdan tahsil edilir. Davanın reddinde maktu harcın mahsubu ile bakiyesi davacıya iade edilir.

Konuyla ilgili aşağıdaki yorum kısmında yazabileceğiniz gibi avukata sor sayfasından özel olarak sorunuzu da gönderebilirsiniz.

boşanma hukuku

Boşanmak İstiyorum Haklarım Neler ?

Bu sayfa boşanmak istiyorum ancak haklarımın neler olduğunu bilmiyorum ve nasıl bir yol izlemeliyim, nasıl boşanırım sorularını soranlar için hazırlanmıştır. Boşanma aşamasına gelmiş olan kişilerin harekete geçmeden önce yazımızı okumasını tavsiye ederiz. Boşanmanın tazminat, nafaka, müşterek çocukların velayeti, ziynet eşyası, ortak eşyalar ve mal paylaşımı gibi çeşitli önceden değerlendirilmesi gereken hukuki sonuçları bulunmaktadır.

boşanmak istiyorum

Boşanmak İstiyorum Ne Yapmam Lazım ?

Öncelikle Boşanma konusunda karar verdiyseniz boşanmanın ne gibi hukuki sonuçları olacağı konusunda bilgi sahibi olmanızı tavsiye ederiz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi boşanmanın mal paylaşımı, nafaka, maddi manevi tazminat, nafaka, velayet gibi sonuçları bulunmaktadır. Bununla ilgili daha önce sitemizde yayınlanan yazıları okuyarak işe başlayabilirsiniz:

Nafakanın nasıl belirleneceği hakkında ve yoksulluk nafakası hakkındaki yazılar:

Maddi ve manevi tazminat hakkındaki yazılar:

Boşanma neticesinde müşterek çocukların velayetinin nasıl belirlendiğine ilişkin yazı:

Boşanma davasında kadının düğün altınları olarak ifade edebileceğimiz ziynet eşyası hakkındaki hukuki durum:

Yukarıdaki yazılar boşanma davasındaki hukuki süreçler hakkında yüzeysel de olsa bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır.

Kanundaki Boşanma Davası Türleri Nelerdir ?

Türk Medeni Kanunu‘nda çeşitli boşanma türleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları özel boşanma davaları olup belirli olguların ispatlanması ile boşanmanın gerçekleşmesi genel boşanma davasına göre daha kolay olabilmektedir. Akıl hastalığı nedeniyle, terk, zina gibi boşanma sebepleri bunlardan bazılarıdır.

Bunların dışında iki ana boşanma davası türü bulunmaktadır. Bunlardna biri anlaşmalı boşanma diğeri ise çekişmeli boşanma davasıdır. Anlaşmalı boşanma her iki tarafın da boşanma konusunda mutabık olmaları ile mümkün hale gelir. En hızlı boşanma yöntemi olarak da ifade etmek mümkündür. Çekişmeli boşanma ise genel olarak boşanma gerekçesi olan fiziksel şiddet, ekonomik ve psikolojik şiddet gibi hususların çeşitli delillerle ispatlanması neticesinde gerçekleşebilecek olan bir boşanma türü olup diğer boşanma davalarına göre süreç biraz daha uzayabilmektedir.

Anlaşmalı boşanma hakkında sitemizde daha önce yayınladığımız yazımızı okuyabilirsiniz:

Çekişmeli boşanma davası hakkında yayınlanan yazımız:

Çekişmeli Boşanma Davasında Kanıtlanması Gereken Boşanma Sebepleri

Özel boşanma sebepleri hakkında daha önce sitemizde yayınlanmış yazılar

Boşanma Davası Süreci Nasıl İlerler ?

Bunlarla birlikte bir boşanma davası nasıl açılır, duruşmalar nasıl yapılır, mahkeme ne tür deliller toplar, ispat vasıtları nelerdir gibi hususlarda bilgi sahibi olmak için aşağıdaki yazıları okumanızı öneririz.

Boşanma davası nasıl açılır, gerekli belgeler nelerdir ?

Boşanma dilekçesi nasıl yazılır, dilekçede neler bulunması gerekir ?

Boşanma yargılama süreci nasıl ilerler ?

Boşanma Davasında Avukatın Önemi

Boşanma sürecinde manevi olarak en az yıpranma ile çıkabilmek için boşanma avukatı önemli bir faktördür. Karşı tarafla görüşmeleri yürütmesi, gerekirse süreci anlaşmalı boşanma aşamasına taşıyabilmesi, karşılıklı tazminat ve nafaka görüşmelerini yapması bakımından avukat sizin yardımcınız olacaktır.

Ayrıca boşanma avukatı sayesinde karşı tarafla tatsız hadiselerin yaşanması, gereksiz tartışmaların içerisinde girilmesi ve moral bozucu durumlarla karşılaşılması engellenmiş olur, tüm süreci ve görüşmeleri yasal prosedürleri ve yargılamayı avukatınız takip eder ve neticelendirir.

Ayrıca boşanma davasında yazacağınız dilekçeler, sunacağınız deliller ve duruşmadaki beyanlar son derece önemlidir. Hukuk usulünün bilinmemesinden kaynaklı yanlış ifade ve talepler hak kaybına uğramanıza sebep olabilir, avukatınız bu ihtimalleri engelleyecektir.

Bunların dışında boşanma avukatı size neler sağlar ve avantajı nedir ayrıntılı bilgi için:
https://www.tabakhukuk.com/bosanma-avukati/