Kategori arşivi: Kişiler Hukuku

Sitemizde yer alan kişiler hukuku kategorisi altında Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen kişiler hukukuna ilişkin hukuki meseleler ile ilgili makaleler yayınlanmaktadır. Yazılarımızda kişiler hukukuna ilişkin internette sıkça sorulan sorular ve güncel gelişmeler ele alınmaktadır.

Kişiliğin başlangıcı, kişiliğin sona ermesi halleri, gaiplik kararı, ad ve soyadın değiştirilmesi, düzeltilmesi davaları, hak ve fiil ehliyeti kavramları, velayet ve vesayete ilişkin hususlar, kişinin şeref ve haysiyeti, hısımlık, yerleşim yeri, tüzel kişilere ilişkin hususlar, derneklerle ilgili düzenlemeler, vakıflara ilişkin hukuki meseleler bu kategori altında ele alınmaktadır. Kişiler hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarla ilgili yargılamalar genel görevli mahkemeler olan asliye hukuk mahkemelerinde görülmektedir. Kişiler hukukuna ilişkin sorularınızı sitemizde yayınlanan ilgili yazıların altındaki yorum kısmına eklemeniz mümkündür.

yardım nafakası

Yardım Nafakası Talebi Hakkında Bilgiler

Yazımızda Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen nafaka türlerinden bir tanesi olan yardım nafakasını ele aldık. Yardım nafakası boşanma davasından bağımsız olarak yoksulluğa düşen kişi tarafından yakın akrabalardan istenen bir nafaka türüdür. Boşanma davası ile boşanılan eşten istenen yoksulluk nafakası hakkında ise ilgili yazımızı okuyabilirsiniz: https://www.tabakhukuk.com/yoksulluk-nafakasi/

yardım nafakası

Yardım Nafakası Nedir ?

Yardım nafakası yoksulluğa düşen kişinin alt soy, üst soy ya da kardeşlerinden talep edebileceği bir nafaka türüdür. Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve devamı maddelerinden kaynaklanan bu nafaka yükümlülüğü refah içerisinde olan kişilere yakın akrabaları lehine bir maddi yardım sorumluluğu yüklemektedir.

Üst soy kişinin anne, baba, dede ve anneanne gibi kendi üzerinde bulunan akrabalarını, alt soy ise çocuk, evlatlık, torun gibi kendi altında bulunan akrabalarını ifade ederken kardeş ise anne veya baba bir kardeşleri kapsamaktadır. Bu kişiler Kanun tarafından yardım nafakası isteyebilecek akrabalar olarak kabul edilmektedir.

Yardım nafakası yoksulluk içerisinde olan kişiye bakmakla yükümlü olan resmi veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da talep edilebilir. Örneğin yaşlı bakım evinde kalmakta olan bir kimse için kurum varsa bu kişinin refah içinde olan evlatlarına yardım nafakası talepli dava açabilirler.

Konuyla ilgili Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Sayın Ömer Uğur Gençcan’ın açıklamalarını aşağıdaki videodan izlemenizi tavsiye ederiz:

Dava Hangi Mahkemede Açılır ?

Yardım nafakası davası taraflardan bir tanesinin yerleşim yerindeki aile mahkemesinde açılır. Mahkeme tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını araştırır, malvarlıkları hakkında bilgi almak için ilgili kurumlara müzekkere yazar. Yapılan araştırma neticesinde talepte bulunanın gerçekten de nafakaya muhtaç durumda olduğunu, kendisinden nafaka talep edilen akrabanın ise nafaka ödeyebilecek konumda olduğunu yani kanunun ifadesi ile refah içerisinde yaşadığını tespit etmesi halinde uygun bir nafaka ödenmesine karar verir.

Eğer bulunan yerde aile mahkemesi yoksa asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatı ile bu davaya bakmakla görevlidir. Dolayısıyla bu durumda dava asliye hukuk mahkemesine açılacaktır.

Yardım Nafakası Şartları Nelerdir ?

Yardım nafakası şartları kanundaki düzenleme içerisinde yer almaktadır. Bu düzenleme metninden hareketle yardım nafakasının şartlarından birinin yardım edilecek akrabanın yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olmasıdır. Bu yardım talep edenin ekonomik durumunun mahkemece araştırılması ile tespit edilebilir.

Eğer nafaka talep edilen kişi kardeş ise nafaka ödeyecek kardeşin kanunun ifadesi ile refah içerisinde olması şartı aranmıştır. Refah kelimesinden ne anlaşılması gerektiği ve bunun ne kadarlık bir malvarlığına tekabül edeceği durumun özelliklerine göre mahkemece takdir edilecektir.

Talep edilecek nafaka talep edenin geçinmesi için gerekli ve ödeme yükümlüsünün de mali gücü ile orantılı olmalıdır. Nafaka yükümlüsünün mali gücü arttıkça ödeyebileceği nafakanın miktarı da o nispette artabilir, ancak buradaki diğer ölçü geçim için gerekli olan miktarın aşılmaması, nafaka talep eden için bir zenginlik aracına dönüşmemesidir.

Yardın Nafakasının Kaldırılması

Mahkeme nafaka miktarını tarafların ekonomik durumlarına göre belirler. Nafakanın ileriki yıllarda ne şekilde artacağı veya azalacağı da hüküm kurarken mahkeme tarafından belirlenebilir. İlk karar verilirken mahkemece ileriye dönük böyle bir karar verilmediyse ileriki süreçte taraflarca yardım nafakasının kaldırılması ya da değiştirilmesi talepli dava açılabilir.

Taraflar ileriki aşamada nafaka ödenmesini gerektirecek sebebin ortadan kalktığı gerekçesiyle nafakanın kaldırılması için dava açabilecekleri gibi yine şartların değiştiğinden bahisle nafakanın arttırılması veya azaltılması talepli dava da açabilirler.

Böyle bir durumda mahkemece taraflar hakkında yeniden ekonomik durum araştırması yapar. Elde edilen verilerden tarafların ekonomik durumunda değişiklik olduğu tespit edilirse mahkemece yeni oluşan duruma uygun bir karar verir.

Yardım Nafakası Dilekçe Örneği

Yardım nafakası talepli davalar yukarıda anılan mahkemede açılmaktadır. Dava bu talebe ilişkin hazırlanmış bir dava dilekçesi ile birlikte açılır. Bu dilekçede giriş kısmında mahkemeye hitap ve devamında taraflara ve davanın konusuna ilişkin bilgilerden sonra, talep edenin mevcut ekonomik durumu ile nafaka talep edilen yardım yükümlüsü olan akrabanın mali durumu hakkında bilgilere yer verilebilir.

Dilekçede somut olarak talep edilen nafakanın miktarı da belirtilmelidir. Bu miktar aşılmamak kaydıyla mahkeme talep kadar veya aşağısında bir miktarı tarafların ekonomik durumlarıyla orantılı olacak şekilde hüküm altına alır. Yardım nafakası dilekçe örneği sitemizde yer almamakta birlikte bu konuda hukuki destek ve avukatlık hizmeti almak istiyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Savurganlık ve Kötü Yönetim Nedeniyle Kısıtlama

Kanunda düzenlenen kısıtlanma sebeplerinden biri de savurganlık ve malvarlığının kötü yönetimidir. Kanunda bunlarla birlikte alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı ile kötü yaşama tarzı da kısıtlanmak sebepleri arasında sayılmıştır. Bu dört halden biri mevcutsa kişinin kendisi veya ilgililer sulh hukuk mahkemesine başvurarak kısıtlanma ve vasi tayini kararı alınmasını talep edebilirler. Daha önce akıl zayıflığı ve akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanma ile ilgili bir yazı da kaleme almıştık, linkten ulaşabilirsiniz: Akıl Hastalığı Nedeniyle Kısıtlama ve Vasi Tayini

Savurganlık, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim
Madde 406- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.

Yazının devamında sayılacak dört kısıtlanma gerekçesinin mevcudiyeti ancak;

  • kişinin kendisinin veya ailesinin yoksulluğa düşmesine yol açabilecek nitelikte ise veya
  • devamlı korunma ve bakım altına alınmayı muhtaç kılıyor ise veya
  • başkalarının güvenliğinin tehdit etmeye başlamış ise

sulh hukuk mahkemesi tarafından kısıtlama kararı verilebilir. (bkz. Türk Özel Hukuku Cilt III. Aile Hukuku, Dural-Öğüz-Gümüş, Filiz Kitabevi, 2008, İstanbul, s.381)

Kısıtlanmayı gerektirir dört sebep ise şunlardır:

  1. Savurganlık
  2. Kötü Yönetim
  3. Alkol veya Uyuşturucu Madde Bağımlılığı
  4. Kötü Yaşam Tarzı

Sayılan sebeplerle gerçekleştirilecek kısıtlama ve vasi tayini yargılamasında hakim mutlaka kısıtlanması talep edilen kişiyi dinlemelidir. Mahkeme kısıtlama kararı vermesi halinde kısıtlının malvarlığının ve diğer tasarruf işlemlerinin yönetimi için bir vasi tayin eder ve kısıtlama kararının kısıtlının bulunduğu yerde ilan edilmesine karar verir.

Savurganlık Nedeniyle Kısıtlama ve Vasi Tayini

Kişinin malvarlığını veya gelirini kabul edilebilir bir anlam ve amaç olmaksızın harcaması, devretmesi, bağışlaması halinde kısıtlanması gündeme gelebilecektir. Bu noktada kişinin savurganlığının bir akıl hastalığı boyutuna ulaşmış olması şart değildir. Bu sebepledir ki Yargıtay savurganlık sebebiyle kısıtlanma taleplerinde kısıtlanması talep edilen kişinin sadece akıl sağlığı raporunun alınmasının yeterli olmadığını, kişinin savurganlık iddiası bakımından da ayrıca araştırılması gerektiğini içtihad etmektedir.

Savurganlık nedeniyle kısıtlamanın bağışlamalar bakımından pratik bir önemi bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 286/2 maddesinde göre bağışlama tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde başlatılan bir yargılama neticesinde bağışlayanın savurganlık nedeniyle kısıtlanmasına karar verilmesi bağışlama işlemi bakımından iptal sebebidir.

TBK 286/2- Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.

Malvarlığının Kötü Yönetimi

Geleceğe yönelik gelir ilişkilerinin yapılandırılmasındaki hatalar da dahil olmak üzere geniş anlamda malvarlığının kötü yönetimi de bir kısıtlanma sebebi olarak kanunda sayılmış bulunmaktadır. Ancak hiç şüphe yok ki buradaki kötü yönetim hali yukarıdaki gibi kabul edilemez bir amaçsızlık ve mantıksızlık çerçevesinde gerçekleşiyor olmalıdır. Örneğin salt ticari hayattaki başarısızlık, zarar etme, iflas etme gibi haller tek başına kısıtlanma sebebi oluşturamaz.

Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı

Bağımlılık derecesinde sürekli alkol kullanımı bir kısıtlanma sebebi olarak kanunda sayılmış bulunmaktadır. Burada kişinin alkolik olması şart değildir. Alkolik olmak zaten akıl sağlığı nedeniyle kısıtlama yazımızda ele aldığımız Türk Medeni Kanunu 405’e göre ruhsal bir problem olarak kabul edilebildiği ölçüde kısıtlama sebebi olarak uygulanabilir. Burada ise alkolik olma seviyesine varmasa dahi bağımlılık derecesine varan alkol kullanımı kast edilmiştir.

Bununla birlikte uyuşturucu madde bağımlılığı da bir kısıtlanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Uyuşturucu madde bağımlığı mülga medeni kanunda kısıtlama sebepleri arasında yer almıyordu ancak yürürlükteki Türk Medeni Kanunu’nda madde kapsamında alınmış bulunmaktadır. Uyuşturucu nitelik taşımayan madde bağımlılıkları bu kapsamda kısıtlanma sebebi olarak kabul edilemez.

Kötü Yaşam Tarzı

Genel ahlakı ve hukuk düzenini derin anlamda zedeleyen, toplumsal anlamda ortak yaşamı çekilmez hale getiren, sapkınlık derecesindeki hal ve hareketlerin, ahlaksızca davranış modelinin süreklilik arz eder nitelikte tekrarı kötü yaşam sebebiyle kısıtlanma sebeplerindendir. Cinsel sapkınlıklar ve sapıklıklar bu anlamda yaygın bir kısıtlanma gerekçesi olarak gösterilmektedir. Kötü yaşam tarzını ortaya koyan bu hareketlerin suç niteliğinde olması kısıtlama için şart değildir.

Akıl Hastalığı Nedeniyle Kısıtlama ve Vasi Tayini

Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlama kararı ve vasi tayini kararı verilmesi ilgililerin talebi üzerine kısıtlanacak kişinin yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Kısıtlama talep edebilecek ilgililer kısıtlanması talep edilen kişinin eşi veya çocukları olabileceği gibi bu duruma şahitlik eden idari merciler de olabilir. Mahkeme kısıtlama kararı vermeden önce gerekli incelemeleri ve araştırmaları gerçekleştirir, uzman heyetten alacağı sağlık kurulu raporuna göre karar verir.

Türk Medeni Kanunu
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı
Madde 405- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.
Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.

vasi tayini

Akıl hastalığı Nedeniyle Kısıtlama Sebepleri

Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı Türk Medeni Kanunu’nda bir kısıtlanma sebebi olarak sayılmaktadır. Buradaki amaç bazen kısıtlanacak kişiyi ve bazen de kısıtlanacak kişinin etrafındakileri korumaktadır. Yukarıda da paylaştığımız madde metninde akıl hastalığı sebebiyle kısıtlamanın 3 gerekçesi ön plana çıkmaktadır.

Akıl hastalığı veya zayıflığı nedeniyle kendi işlerini göremeyecek durumda olan kişinin kısıtlanmasına karar verilebilmektedir. Buradaki amaç kişinin kendisini korumaktır. Kısıtlanma ile kişiye vasi tayin edileceğinden, kısıtlananı borç altına sokacak tüm iş ve işlemlerde vasinin onayı ve müdahalesi gerekecektir. Elbetteki tüm bu işlemler vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi ve bazı durumlarda da denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilmektedir. Vasinin bu mercilerden gerekli izinleri alarak hareket etmesi icap etmektedir.

Diğer bir kısıtlanma gerekçesi de kişinin akıl hastalığı ve zayıflığı nedeniyle korunması ve bakımının gerekmesi, sürekli yardıma muhtaç halde bulunmasıdır. Bu durumda olan akıl hastası ve akıl zayıflığı bulunan kişiler de kısıtlanabilmektedir. Son olarak da akıl hastası olan kişinin başkalarının güvenliğini tehlikeye sokması halidir. Bu durumda olan akıl hastalarının da mahkeme kararıyla kısıtlanmasına karar verilebilmektedir.

Sağlık Kurulu Raporu

İlgililerin başvurusu üzerine yargılamayı gerçekleştirecek olan Sulh Hukuk Mahkemesi kısıtlama ve vasi tayini için gerçekleştirdiği yargılama sürecinde kısıtlanması talep edilen şahsın gerçekten de kısıtlanmasını gerektirir bir akıl hastalığı ve akıl zayıflığının bulunup bulunmadığı konusunda resmi sağlık kurulu raporu almaktadır. Burada alınacak raporun niteliği de son derece önemlidir. Tek hekim tarafından düzenlenen raporu Yargıtay kısıtlanma için yeterli görmemekte, mutlaka alanında uzman hekimlerden oluşan bir sağlık kurulu heyeti veya Adli Tıp Kurumu’nun ilgili ihtisas dairesinden alınmış bir heyet raporuna göre karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.

İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu
Madde 409/2
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

Madde metninde de belirtildiği üzere mahkemenin sağlık kurulu raporu alması kanuni zorunluluktur. Ancak mahkeme sağlık kurulu raporu aldıktan sonra dilerse kısıtlanması talep edilen kişiyi kendisi de mahkeme huzurunda dinleyebilir. Burada mahkemenin kısıtlanacak kişiyi dinlerken kurul raporunu da göz önünde tutması gerekmektedir

Vasi Tayini İle Görevlendirilecek Vasi

Mahkeme eğer aldığı rapor ve topladığı deliller ışığında kişinin kısıtlanması gerektiğine kanaat getirirse, kısıtlama kararı ile birlikte vasi tayini kararı da verir. Kısıtlanan kişinin tasarruf işlemlerini gerçekleştirecek olan vasi kanunda belirtilen kriterlere göre belirlenir ve belirli istisnai durumlar haricinde vasinin bu karara itiraz hakkı da bulunmamaktadır. Vasi genelde bir kişi olmakla birlikte birden fazla kişinin vasi olarak tayin edilmesi de kanunen mümkündür.

Mahkeme vasi tayini için kısıtlanacak olan kişiye vasi olarak atanmasını istediği kişiyi sorabilir. Mahkeme önceliği kısıtlanacak kişinin talep ettiği şahsa vermelidir. Bunun yanında yakınlık bakımından öncelik eş ve akrabalarındır. Mahkeme eğer menfaat çatışması yoksa veya başkaca bir mani durum yoksa kısıtlanacak kişinin eşini, çocuklarından birini veya bir yakın akrabasını vasi olarak tayin edebilir.

Vasi olarak tayin edilen kişi istisnai haller hariç bu karara itiraz edemez. Bu istisnai haller vasinin 60 yaşını doldurmuş olması, bedensel engeli veya sürekli rahatsızlığı olması, başka bir vasilik görevi bulunması, cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği, bakanlık, hakimlik ve savcılık görevlerinden birini icra ediyor olması halleridir. Kısıtlılar, kamu hizmetinden yasaklılar, haysiyetsiz yaşam sürenler ile menfaati kısıtlanacak kişi ile önemli ölçüde çatışanlar vasi olarak tayin edilemezler.

Vesayete ilişkin mahkeme kararına 10 gün içerisinde itiraz edilmesi mümkündür. İtiraz üzerine sulh hukuk mahkemesi kararını gözden geçirir. Eğer yerinde görmezse itirazı değerlendirmek üzere Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderir. Nihai kararı denetim makamı sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi verir.

Vasinin Görevi

Madde 403- Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.

Vasi kısıtlıyı korumak, kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlü kılınmıştır. Gerekli görülürse vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi’nin de onayıyla kısıtlananın bakımı için bir kuruma yerleştirilmesi de mümkündür. Kendisine veya çevreye zararı olacak şekilde akıl hastalığı bulunan kısıtlının ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde alıkonulmasına da karar verilebilir.

Ayrıca vasi kısıtlıyı bütün hukuki işlemlerinde temsil eder. Tasarruf işlemlerini kısıtlı adına gerçekleştirir. Ancak bu işlemleri önem derecesine göre Sulh Hukuk Mahkemesi veya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin onayı ile gerçekleştirmek mecburiyetindedir. Vesayet altındaki kişi adına hiçbir şekilde kefil olunamaz, vakıf kurulamaz ve önemli bağışlamalarda bulunamaz. Bu işlemler kanun tarafından yasaklanmıştır.

Vasi 2 yıl için atanır. Bu süre her defasında 2’şer yıl üzere uzatılabilir. 4 yılı dolduran vasi vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir. Vasi, vesayet görevine ilişkin olarak kısıtlının malvarlığından veya hazineden kendisine ücret verilmesini Sulh Hukuk Mahkemesi’nden talep edebilir. Vasi tayini ve akıl hastalığı nedeniyle kısıtlama hakkındaki diğer sorularınızı bu yazının altındaki yorum kısmına ekleyebilirsiniz.

İsim Değiştirme Davası Nasıl Açılır ?

Nüfusta kayıtlı bulunan ad ve soyadın değiştirilmesi Türk Medeni Kanunu’nun 27. maddesine göre haklı sebeplerin bulunması halinde ve mahkeme kararı ile mümkündür. Bu konuda yapılması gerekenleri ve dava sürecini sizler için yazımızda derlemeye çalıştık. İsim değiştirme davası ile ilgili sorularınızı yazımızın altına yorum bölümüne ekleyebilirsiniz.

isim değiştirme davası

Görevli ve Yetkili Mahkeme

İsim değişikliği davası bakımından görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi yer bakımından yetkili mahkeme ise ikametgahınızın bulunduğu yer mahkemesidir. Yani davanızı yerleşim yerinizdeki asliye hukuk mahkemesinde açabilirsiniz.

Eğer isminiz nüfusta hatalı yazılmış ve bu yazım hatasının düzeltilmesini talep ediyorsanız ad ve soyadın düzeltmesi davası, nüfusta kayıtlı bulunan isminizin farklı bir isimle değiştirilmesini istiyorsanız ad ve soyadın değiştirilmesi davası olarak davanızı açmanız gerekmektedir.

İsim Değiştirme Davası ve Dilekçesi

İsim değişikliği Türk Medeni Kanunu‘nun 27. maddesinde dört fıkra halinde şu şekilde düzenlenmektedir:

Adın değiştirilmesi
Madde 27- Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.
Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilân olunur.
Ad değişmekle kişisel durum değişmez.
Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının
kaldırılmasını dava edebilir

Görüldüğü üzere ancak haklı sebeplere dayanan ad ve soyad değiştirme talepleri mahkeme tarafından kabul edilmektedir. Bu haklı sebeplerden en önemlisi kişiye nüfusta kayıtlı olan isimden farklı bir isimle hitap ediliyor olması ve bu isimle çevrede tanınıyor olmasıdır. Bu durumda mahkeme isim değişikliği talebinizi kabul edecektir.

Bunun yanında ismin alay konusu olacak mahiyette olması, milli kültüre, örf adet ve geleneklere uygun olmaması, kişisel ilişkilerde veya meslek ve sanatın icrasında yanlış anlaşılmalara sebep olması haklı neden olarak kabul edilebilmektedir.

İsim değiştirme dilekçesi asliye hukuk mahkemesine hitaben yazılır. Ad, soyad, TC kimlik no ve adres gibi kişisel bilgilerinizi yazdıktan sonra ad veya soyad değiştirme gerekçenizi anlatmanız ve bu hususta dinletmek istediğiniz tanıkların isim ve adreslerini dilekçenize eklemeniz gerekmektedir. İsim değişikliği davasında tanık beyanlar son derece önemlidir, isim değiştirme gerekçenizi destekleyecek ifadeler verecek tanıklarınız mahkemece dinlenecek ve ona göre karar verilecektir.

Mahkeme ayrıca isim değişikliği talebinizle ilgili olarak aranan şahıslarda olup olmadığınız hususunda kolluk güçlerinden bilgi almaktadır. Zira isim değiştirmek tüm resmi kurumlar nezdinde de kimliğinizin değişmesi anlamına geleceğinden Mahkeme bu değişikliği bir takım yükümlülüklerden kaçmak niyetiyle yapıp yapmadığınızı araştırmaktadır.

Mahkemelerin yoğunluk durumuna göre yaklaşık 2-3 ay gibi bir sürede isim değiştirme davası sonuçlanabilmektedir. Mahkemenin hükmünü açıklaması halinde karara itiraz hakkından vazgeçtiğinize dair dilekçeyi mahkeme kalemine verecek istinaf ve temyiz sürelerini beklemeden gerekçeli kararın nüfus müdürlüğüne gönderilmesini hızlandırabilirsiniz.

İsim Değişikliği Masrafları ve Harç Ücreti

İsim değişikliği davaları maktu harca tabi davalardandır. Yani davanızı açarken 2017 yılı itibariyle maktu olan 31,40 TL başvur harcı ile birlikte 31,40 TL peşin harç alınmaktadır. Bununla birlikte mahkemenin davanızla ilgili yapacağı tebligat ve yazışmalara ilişkin masraflarla ilgili olarak 182,50 TL gider avansıolmak üzere toplamda 245,00 TL civarı bir ücret davayı açarken sizden talep edilecektir.

1 Başvurma Harcı : 31,40 Harç
2 Peşin Harç : 31,4 Harç
3 Gider Avansı : 182,50 Masraf

Hüküm kesinleştikten sonra ödediğiniz masraftan arta kalan kısmın hesabınıza yatırılması mahkeme kalemine dilekçe vermeniz halinde gider avansından arta kalan kısım banka hesabınıza iade edilecek veya nakit olarak vezneden almanız sağlanacaktır.

İsim Değiştirme Yasası Yürürlüğe Girdi mi ?

Geçtiğimiz aylarda Başbakan ve bir takım hükümet sözcüleri tarafından artık isim değişikliğinin nüfus müdürlüğüne müracaat ile değiştirilebileceğini ve buna ilişkin isim değişikliği yasası çıkartılacağına dair beyanatlar verilmiş ise de şuan itibariyle buna ilişkin bir yasal düzenleme yapılmış bulunmamaktadır. Bahse konu yasal düzenlemelerin yapılması halinde bireyler bizzat nüfus müdürlüğüne başvurarak ad ve soyadının değiştirilmesini talep edebileceklerdir. Ancak kanuni düzenleme bulunmadığından henüz bu uygulamanın ayrıntıları bilinmemektedir.